29 Temmuz 2008 Salı

yeşil çam, kara selvi, ak kanat, sarı arp

hikaye gayet dramatikti, Türk filmlerinden hiçbir eksiği yoktu. erkek hastaydı, ve acı çekiyordu. kimseyi hayatına dahil etmemek için kapısı olmayan bir duvar örmüştü ve buna rağmen , kız bir şekilde girmeye çalışıyordu. seslendi, olmadı. tırmandı, olmadı.

hikaye gayet dramatikti.Türk filmlerinden arta kalır yanı yoktu. davranışlar da abartılı olmalıydı belki. masal gibi bir giriş yapmalıydı kız. duvardan içeriye sızmak ne kadar masalsı olabilirse , o kadarıyla yetinecekti, çünkü zaten sızabilecekti, emindi.

hikaye gayet dramatikti. Türk filmlerinin klişesini taşıyordu özü. koca bir salonu ağlatmaya yetecek bir trajediydi. ama koca bir salon yoktu, dolayısıyla kimse ağlamadı, kız dışında. masalsı olması gereken gerçeğin kahramanına, duvarlarını gözyaşlarıyla yıkarak ulaşabileceğine inanmıştı kız. duvarlar gerçekti, gözyaşları gerçekti, duvarlar yıkılmayacaktı, çünkü olay gerçekti. masallar bile masallarda kalmıştı, duvarlar gerçek ve sapasağlamdı.

yolları ayrılırken kız ve erkeğin, masalsı gerçek devam ederken hala, abartılı davranmadı kız. ne , güzeldi, ne de ağlamak yakışırdı. bir önceki gecenin mirası kan çanaklarını göstermemek istedi. filmlerdeki o abartılı "yalvaran gözler" i düşünmedi bile. uzun bakışmalar da olmadı, acıklı bir şarkı da duyulmuyordu. arkasını döndü, gitti. her şey gayet gerçekti.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

mevsim yaz, sıkı giyin

içteki çocuk hiç de öldürülmüyor, söylendiği gibi. tıpkı bir çocuk gibi acımasız ve kemiksiz , bu şeker yemeği bırakmış diller. gayet de güçlü ve gaddar , oyun oynamayı bırakmış uzuvları insanoğlunun. öğretileni hiç yapmadı ve yapmıyor eller; yumuşak ve masum kar tanelerinden bile bir katil yaratıyorlar. kızdırıp kışkırtıyorlar onları, taş gibi sert bir kartopu yapıyorlar.

içindeki çocuğu öldürüp öldürmeyeceğine karar dahi veremeyecek kadar küçükler için bu kartopu. hiç ummadıkları bir anda yüzlerine çarpacak. ve yakacak yüzlerini alev alev. utandıracak onları masumiyetlerinden.

utandım. alev alevdi yüzüm, buz gibi sözleri yüzüme çarptığında.afallamakla afallamamak arasında kalıp güldüm. hafifledim sonra. kartopunun uyuşturduğu yüzüm tepkisiz kaldı. hafifledim. bir kuş gibi değil de, daha çok bir yaprak gibi. kişiliksiz. hangi rüzgarın estiğine kaldı gideceğim yol. sağa, ya da sola. sonra taşlaştım. inatlaştım rüzgarla. ne sağa gittim ne sola. sonra ben istedim rüzgar gelmedi. bir sağa baktım , bir sola...