28 Ekim 2010 Perşembe

yolda yürürken karoların çizgilerine basmamaya çalışmanın psikolojik bir rahatsızlık olduğunu öğrendiğim gün, bu alışkanlığı bıraktım. onun yerine ekolojik döngüye daha saygılı bir tavır sergileyerek yerdeki karınca , örümcek, böcek gibi canlılara basmamaya çalışarak yürümeye çalışıyorum. her ikisinde de boynum eğik gözlerim yerde olmak zorunda.insanlarla göz göze gelmeme de gerek kalmıyor üstelik.
yine ekolojik dengeyi bozmamak adına yere bakarak yürüdüğüm gün uğur böceğiyle karşılaştım. onu ezmemeye çalışırken düşündüm : "onun yerde ne işi var?". uğur böceği dediğin hep birilerinin üstünde olur; ya parmakta, ya saçta,omuzda...sonuçta uğur getirmekle yükümlü değil midir uğur böceği?
ilerlerken bir tanesiyle daha karşılaştım.yine yerde. "hayır" dedim " yerde olmamalı o". elime aldım bir süre baktım. uçtu gitti, bir yaprağa kondu."olmaz" dedim, beğenmedim bunu. yine elime aldım. uğur böceğine uğur getirme yükümlülüğü  çok ağır gelmiş olabilir, üstelik tekrar tekrar elime alarak onu hükümlü hale de getirdim sanırım ki, uçtu gitti yine. ama nereye göremedim. aklıma tahir ile zühre geldi. "sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil"

18 Ekim 2010 Pazartesi

alpay erdem'e sevgiler

otobüs yolculuklarında karşılaştığım "tek başına sıkıntıdan patlar mı ki, çok mutsuz mudur ki" diye düşündüğüm ağaçları sen de düşünüyorsun ya alpay erdem...şimdi seni her zamankinden daha çok seviyorum.



"uçsuz bucaksız bozkırdaki 'tek ağaç'a duyduğum saygı da çok başkadır. o öyle tek başına mücadelesini verir gibi. o öyle inançlı, o öyle mağrur. mağrurluğun en çok yakıştığı şey o."
                                                                                alpay erdem, uykusuz dergi14 ekim 2010
                     

9 Ekim 2010 Cumartesi

sivilce dediğin namütenahi

"ümit etmediğim için hayal kurmuyorum" dedim
"hayır" dedi "hayal kurmadığın için umutsuzsun"

bunu bilemem, bilmek de ilgimi çekmez. çünkü zaten işime yarayan bir şey biliyorum:
hayal etmek için fazla yaşlıyım, umutsuz olmak için ise fazla genç.

"ergenlikten çıkamadın mı yavrum sen" dedi,
"bu sivilce gibi büyüyen depresyonunu artık sıksan diyorum"

olmaz iz kalır, bekleyelim , sıkılıp gitsin

8 Ekim 2010 Cuma

iç bayıcı tatlılık*

  Bir pastane çok çekici olabiliyor çoğu zaman. Yenebilecek herhangi bir şeyin sahip olamayacağını düşündüren enteresan renkli pastaların, şekerlemelerin göz alması tamamen hayvani içgüdü.
  Ama oturduğunuz masada bir saat boyunca acıbadem kurabiyesine bakmanız, yok yok, karşılıklı böyle şeyler,bakışmanız, pek sık görülen, görüldüğünde de normal karşılanabilen bir durum değil. Bu bile normal karşılanmıyorken( toplum buna hazır mı?), belki de budur sebebi bir acıbadem kurabiyesiyle kimsenin duyamayacağı bir yerde, aklınızda, sonuçta orada sizi sadece siz duyarsınız, ha bir de o konuştuğunuz acıbadem kurabiyesi, ne diyorduk, konuşmak evet, belki de bu sebeple yalnız kalabileceğiniz bir yerde konuşursunuz onunla. Bir acıbadem kurabiyesine ne anlatılabilir ki?ona ondan başka bir şey anlatamayacağınızın bilincinde, yine de kimse duymasın, onunla birbirinize ne kadar benzediğinizi mi anlatıyorsunuz?ŞŞŞŞT ,biri geliyor!
tatlı ve sevimli beyler...tatlı ve sevimli...