isimsiz doğdum çoğu bebek gibi. "o" şeklinde açıklansa da varlığım, gizli de olsa özneydim ana karnında. doğduktan ve doğum stresi+telaşı ana üzerinden atıldıktan bir süre sonra ve sadece bir süreliğine birey oldum. ismim oldum ailenin en yaşlısının kulağıma bir melodi fısıldamasıyla. sonra geçti. "bebek" yani genel oldum.
ismim yetmemiş insanlara, ya da layık görülmemişim ismime, büyüdükçe bir alt kademeye düştüm. köyden indim şehire gibi, isimleşmiş sıfat oldum. ebeynlerin ruh haline göre, yeri geldi "tatlım" yeri geldi "zındık" oldum.
ailenin en yaşlısı sevilmez miymiş neymiş, ismim beğenilmemiş, başkaları oldum. "fıstıkım" oldum "mercimek" oldum. ismim olamadım.
benim bu büyüdükçe geçtiğim düşüş, akranlarım tarafından fark edilmiş , sıfata düştüm. kah "salak" oldum kah "çirkin". "fakir"in de hakkını vermek lazım, "gururlu" oldum.
serpildiğimiz duyulmuş , dillerde "ucuz" oldum. hak etmemişlikle ağlayarak , hem "yavrum" , hem "anam" oldum.
serpildiğimiz duyulmuş da büyüdüğümüz anlaşılmamış, "aşık" oldum.yine de ismim olamadım.
24 Mayıs 2008 Cumartesi
21 Mayıs 2008 Çarşamba
sınırları aşmak
haddini bilmez insanlar!
siz kimsiniz ki gözlerinizi kaldırmaya cüret ediyorsunuz?kim oluyorsunuz da bakıyorsunuz yüce yaradanın olağanüstü eserine?ne sanıyorsunuz kendinizi, ki gözlerini istiyorsunuz gözlerinizde?nasıl haddinizi aşıyorsunuz?
siz kimsiniz ki gözlerinizi kaldırmaya cüret ediyorsunuz?kim oluyorsunuz da bakıyorsunuz yüce yaradanın olağanüstü eserine?ne sanıyorsunuz kendinizi, ki gözlerini istiyorsunuz gözlerinizde?nasıl haddinizi aşıyorsunuz?
görmüyor musunuz , o aciz de olsa var olan gözlerinizle, gerçeği?anlamıyor musunuz düzenin mantıksız güzelliğini?
kurtlanmış bir bacaksınız siz, ve budanmalısınız.bitlenmiş bir başsınız , ve kazınmalısınız.
kilise çanına yetişmeye çalışan bir kambur sizin varlığınız. bir o kadar da ahmaksınız
kurtlanmış bir bacaksınız siz, ve budanmalısınız.bitlenmiş bir başsınız , ve kazınmalısınız.
kilise çanına yetişmeye çalışan bir kambur sizin varlığınız. bir o kadar da ahmaksınız
18 Mayıs 2008 Pazar
3kuruşa mutluluk
"iclal aydınsal mutluluklar. Egosu yüksek biri için kesinlikle acizliktir ve böyle bir durumda olması beklenemez" şeklinde bir genelleme , bir yanılgı benliklerinizde. ya ikisi de mevcutsa birinde?o halde o kişi (2*acizlik)+ironik=beşerciktir. ama gerçektir.
orta halli bir ailenin iki çocuğundan küçük olansanız ve yetiştirilme tarzınız da elveriyorsa, o zaman iclal aydınsal mutluluklar garipsenmez, normaldir. alınan hediyelere ilk çocuk burun kıvırırken siz evin içinde dört dönüp bin defa teşekkür edip bir o kadar da öpücük yapıştırıyorsanız ebeveyn yanaklarına, tipik melek evlat(uyuz küçük kardeş)sınız.
insanlar büyür insanlar değişir. insan çiğ süt emmiştir. hep dahasını ister, sömürür, yer bitirir.
ya o büyümemişse?değişmemişse?içtiği sütte bir farklılık varsa?birilerinin gülümsemesi yetiyorsa ona?hastayken aramışlarsa ,sormuşlarsa hatrını ve bu ona sağlık bahşettiyse?sıkıntılıyken ağlıyorken güç vermişlerse?bu ufacık detaylar gecesini rahat geçirmesini sağlıyorsa?
iki kardeşten küçük olanı. daha uslu. bir "turbo"yla bir "tipitip"e tav. bir gülümsemeyle rahat uyur.bisikletle bir tur, dünyalar onun. yol arkadaşlığı, dünya turu halt etsin. "amca 3 kuruşa dondurma olur mu? olmaz mı?yaaaa....." "bir yerlere gidelim mi?kız arkadaşın mı bekliyor? yaaa...."
orta halli bir ailenin iki çocuğundan küçük olansanız ve yetiştirilme tarzınız da elveriyorsa, o zaman iclal aydınsal mutluluklar garipsenmez, normaldir. alınan hediyelere ilk çocuk burun kıvırırken siz evin içinde dört dönüp bin defa teşekkür edip bir o kadar da öpücük yapıştırıyorsanız ebeveyn yanaklarına, tipik melek evlat(uyuz küçük kardeş)sınız.
insanlar büyür insanlar değişir. insan çiğ süt emmiştir. hep dahasını ister, sömürür, yer bitirir.
ya o büyümemişse?değişmemişse?içtiği sütte bir farklılık varsa?birilerinin gülümsemesi yetiyorsa ona?hastayken aramışlarsa ,sormuşlarsa hatrını ve bu ona sağlık bahşettiyse?sıkıntılıyken ağlıyorken güç vermişlerse?bu ufacık detaylar gecesini rahat geçirmesini sağlıyorsa?
iki kardeşten küçük olanı. daha uslu. bir "turbo"yla bir "tipitip"e tav. bir gülümsemeyle rahat uyur.bisikletle bir tur, dünyalar onun. yol arkadaşlığı, dünya turu halt etsin. "amca 3 kuruşa dondurma olur mu? olmaz mı?yaaaa....." "bir yerlere gidelim mi?kız arkadaşın mı bekliyor? yaaa...."
müstehak
bekara karı boşamak öyle kolay ki...bol keseden atarsın olaylar cereyan etmeden önce. şöyle olur böyle olur, hallederiz, hey koçum yürü!sonra bakarsın olmaz işler yoluna bir türlü konmaz , konamaz.
evi şöyle yaparım odayı böyle kurarım...yok güzelim olmuyor öyle.
masa lambasıyla oturuyorum göt büyüklüğünü aşamayan odamın boşluğunu , boş olmasına rağmen dağınıklığını, pis duvarların kasvetini yırtık perdenin anımsattığı acizliğimi görmememk için. inatla oturuyorum alçaklığının sırtımı iki büklüm etmesine aldırmadığım masanın başında. sırtımı döndüm hala yerleştiremediğim için yere bıraktığım kitaplarıma. gözlerimi çeviremiyorum bile asacak yer bulamadığım giysilerimi görürüm korkusuyla. yorganım şimdiden uyum sağladı bu kirli odaya, yatağın minderden hallice olmasından.
bedelini ödediğim yabancı bir ev burası. başkalarının parmak izlerini taşıyan, başkalarının anılarını saklayan eşyalarla dolu, beni benimsemeyi reddeden yabancı bir ev. her an, tarafından dışarı atılacakmışım hissi veren bana tepeden bakan küstah bir ev. benimsenmediğim dolayısıyla benimsemediğim , yaşamak zorunda olduğum için ses çıkaramadığım soğuk beton yığını.
bekara karı boşamak cidden kolay...bol keseden atarsın eğer olaylar uzağında cereyan ediyorsa. şöyle yapsana böyle söylesene, susmasana ,konuşsana...
yok güzelim olmuyor öyle...o yüzden daha başlamadan sustum, rol yaptım. bu evin beni benim bu evi reddettiğimi söylemedim.otel odasına tıkılmışım hissini tarif etmeye cürret etmedim.sesli düşünmüyorum.
evi şöyle yaparım odayı böyle kurarım...yok güzelim olmuyor öyle.
masa lambasıyla oturuyorum göt büyüklüğünü aşamayan odamın boşluğunu , boş olmasına rağmen dağınıklığını, pis duvarların kasvetini yırtık perdenin anımsattığı acizliğimi görmememk için. inatla oturuyorum alçaklığının sırtımı iki büklüm etmesine aldırmadığım masanın başında. sırtımı döndüm hala yerleştiremediğim için yere bıraktığım kitaplarıma. gözlerimi çeviremiyorum bile asacak yer bulamadığım giysilerimi görürüm korkusuyla. yorganım şimdiden uyum sağladı bu kirli odaya, yatağın minderden hallice olmasından.
bedelini ödediğim yabancı bir ev burası. başkalarının parmak izlerini taşıyan, başkalarının anılarını saklayan eşyalarla dolu, beni benimsemeyi reddeden yabancı bir ev. her an, tarafından dışarı atılacakmışım hissi veren bana tepeden bakan küstah bir ev. benimsenmediğim dolayısıyla benimsemediğim , yaşamak zorunda olduğum için ses çıkaramadığım soğuk beton yığını.
bekara karı boşamak cidden kolay...bol keseden atarsın eğer olaylar uzağında cereyan ediyorsa. şöyle yapsana böyle söylesene, susmasana ,konuşsana...
yok güzelim olmuyor öyle...o yüzden daha başlamadan sustum, rol yaptım. bu evin beni benim bu evi reddettiğimi söylemedim.otel odasına tıkılmışım hissini tarif etmeye cürret etmedim.sesli düşünmüyorum.
yüzleşme
yüzleşme...biriyle ya da bir şeyle karşılaşma bir nevi.tesadüfen değil, cesaret göstererek,gösterebilerek.
ilk yıllarda anneyle yüzleşmek.karakterin doğrultusunda boyun eğmeyeceğini kanıtlamak.
sonra babayla yüzleşmek, saygı çerçevesinde.
belki o yıllarda en zoru karanlıkla yüzleşmek, ürkekçe aslan kesilerek terden ıslattığın yatağında.
kaçmamak öğretildi bize. korkularımızla yüzleşmek, direnmek, göze göz dişe diş anlatıldı.öyle bir coştuk ki anlatılanlarla çivi çiviyi söktü dinsizin hakkından imansız geldi.ta ki gerçeğin acı olduğu, acıyı dostun söylediği güne kadar.
"seni sevmiyorum dedi biri gözleriyle, elleriyle. "seni sevmiyorum"u kelimelere dökmeden bağırdı. kapattım gözlerimi, sesini duymamak için, henüz bağırmamışken, dolayısıyla duymadım, haberim yok beni sevmediğinden.
" yok" dedi biri "yok! sana rol yok bu mükemmel oyunda!sende bir defa yetenek..."derken beni baştan aşağı alaycı bakışlarıyla süzen gözleri, yumdum kendiminkileri, duymadım gerisini. gülümseyerek döndüm , arkama bakmaktan korkarak, dolayısıyla bakmayarak.
"sen mi?sen mi çalışmak istiyorsun burada?"diye sordu biri. "dil" isimli tercümanı "elemana ihtiyacımız yok" şeklinde çevirdi tüm bunları.gözlerin lisanından anlamamalıyım ben.Dolayısıyla "burada çalışacak kadar güzel değilsin" i anlamadım.
dört koldan saldırıyor gerçek.koca bir ordu topladı benim yorgun beynime ve onun sakat düşüncelerine karşı.bazen 10 a kadar sayıyor ben önden kaçayım diye. bazen bir bakmışım onar onar saymış. bazen köşe kapmaca oynuyoruz bazen sandalye kapmaca.her defasında açıkta kalıyorum.mızıkçılık bile yapmıyorum.o denli kaçıyorum yüzleşmekten
ilk yıllarda anneyle yüzleşmek.karakterin doğrultusunda boyun eğmeyeceğini kanıtlamak.
sonra babayla yüzleşmek, saygı çerçevesinde.
belki o yıllarda en zoru karanlıkla yüzleşmek, ürkekçe aslan kesilerek terden ıslattığın yatağında.
kaçmamak öğretildi bize. korkularımızla yüzleşmek, direnmek, göze göz dişe diş anlatıldı.öyle bir coştuk ki anlatılanlarla çivi çiviyi söktü dinsizin hakkından imansız geldi.ta ki gerçeğin acı olduğu, acıyı dostun söylediği güne kadar.
"seni sevmiyorum dedi biri gözleriyle, elleriyle. "seni sevmiyorum"u kelimelere dökmeden bağırdı. kapattım gözlerimi, sesini duymamak için, henüz bağırmamışken, dolayısıyla duymadım, haberim yok beni sevmediğinden.
" yok" dedi biri "yok! sana rol yok bu mükemmel oyunda!sende bir defa yetenek..."derken beni baştan aşağı alaycı bakışlarıyla süzen gözleri, yumdum kendiminkileri, duymadım gerisini. gülümseyerek döndüm , arkama bakmaktan korkarak, dolayısıyla bakmayarak.
"sen mi?sen mi çalışmak istiyorsun burada?"diye sordu biri. "dil" isimli tercümanı "elemana ihtiyacımız yok" şeklinde çevirdi tüm bunları.gözlerin lisanından anlamamalıyım ben.Dolayısıyla "burada çalışacak kadar güzel değilsin" i anlamadım.
dört koldan saldırıyor gerçek.koca bir ordu topladı benim yorgun beynime ve onun sakat düşüncelerine karşı.bazen 10 a kadar sayıyor ben önden kaçayım diye. bazen bir bakmışım onar onar saymış. bazen köşe kapmaca oynuyoruz bazen sandalye kapmaca.her defasında açıkta kalıyorum.mızıkçılık bile yapmıyorum.o denli kaçıyorum yüzleşmekten
dublaj
Uzun zamandır konuşuyorsun.Kapanmıyor çenen.Dudakların oynuyor. Konuşuyorsun ama, konuşmakta olan halinle susmakta olan halin arasında hiçbir fark yok. Ha konuşmuşsun ha susmuş...Ya ses veremiyorsun dudaklarına, yalnızca oynatıyorsun ki insanlar duymuyor, duymadıkça da anlamıyorlar seni.Ya da duymaya değer şeyler anlatmıyorsun.Yine sadece dudaklarını oynatıp tanımadığın birilerinin seni seslendirmesine izin veriyorsun. Senin bile anlamadığın şeyler çıkmış oluyor ağzından. Evet sonuçta konuşuyorsun, anlatıyorsun ama gereksiz...Her halükarda susmuş oluyorsun yani , kabul et.Ne zaman başlayacaksın konuşmaya?
kişilik bölünmesi
"Neden böyle" diye sormaya başladıysanız, suç muhakkak ikinizden birindedir.Ağız birliği yaptığınıza göre belki de ikinizdedir.Biriniz bilmiyorsa sebebi, diğeri mutlaka biliyordur.Bu şekilde bölündünüz zaten, aksi bünyeye ters.
Hanginiz biliyorsa sebebi diğerine neden anlatmıyor?Suç büyük olmalı. Yoksa neden sinesiniz?Biriniz çok aptal, duygularıyla hareket ediyor, düşmeye doyamıyor.Diğeri mantığıyla aptal olanı doğrulturken dürüst olma aptallığına yeniliyor.Her ikiniz de aptalsınız nihayetinde, orası kesin.Uzun süre böyle yaşadınız, değişikliğin sırası gelmedi mi?Ya bölündükçe bölünün, böylece suçu diğerine atabilirsiniz, bürokrasi de bu değil midir zaten?Ya da "merkez sol"da birleşin...de...pek inandırıcı olmayabilir bu...Miting yapın, seçim yapın, ama mutlaka bir şey yapın...Meseleler kenara istiflenmiş, yıkılmadan daha ne kadar orada kalabilirler bilmiyorum.Boş oturmayın bir şey yapın...
Hanginiz biliyorsa sebebi diğerine neden anlatmıyor?Suç büyük olmalı. Yoksa neden sinesiniz?Biriniz çok aptal, duygularıyla hareket ediyor, düşmeye doyamıyor.Diğeri mantığıyla aptal olanı doğrulturken dürüst olma aptallığına yeniliyor.Her ikiniz de aptalsınız nihayetinde, orası kesin.Uzun süre böyle yaşadınız, değişikliğin sırası gelmedi mi?Ya bölündükçe bölünün, böylece suçu diğerine atabilirsiniz, bürokrasi de bu değil midir zaten?Ya da "merkez sol"da birleşin...de...pek inandırıcı olmayabilir bu...Miting yapın, seçim yapın, ama mutlaka bir şey yapın...Meseleler kenara istiflenmiş, yıkılmadan daha ne kadar orada kalabilirler bilmiyorum.Boş oturmayın bir şey yapın...
canavar
Yetmiyor bir süre sonra.Arsız bir çocuk yaratıyorsun kendi ellerinle.Sen yaratıyorsun o canavarı, suç senin.Verdikçe, o alıyor, aldıkça tüketiyor sendekini.Avazı çıktığı kadar bağırdığını duyuyorsun kulaklarında.Son damlana kadar tüketmiş ve henüz başlamamış gibi aç. o etrafına saldırmasın diye sen saldırıyorsun.sende tükeneni başkasından çalarak var ediyorsun bünyende. " Al bak, bitmedi daha, n'olur bağırma, al işte..." O seni tüketirken sen de çevreni tüketiyorsun aynı hız ve oranla.At gözlüğü takmışsın ona, tüketebileceklerini göremesin diye. Sana muhtaç olsun. Sana alıştıysa seni bitirmeli. Yalnız seni... Verdiklerin yetmiyor ya da tadı eskisi gibi değil... Olmaz, başka tatlar olmalı!Burnuna güzel kokular geliyor canavarın. Artık sana ihtiyacı yok.Bencillikle suçluyorsun onu. Ya sen? Sen nesin?
kelebek etkisi
o mu? o güzel. suç değil güzellik. suçu yok onun.ya diğer "o"? o erkek.onun da suçu yok. erkeklik suç değil. .işin tuhafı ortada suç yok. aptallık var. aptallık suç değil. saflık varsa işin içinde suç sayılmaz. aptalım suçlu değil.
"yağmur yağmıyor artık kapat şemsiyeyi"
"hayır!yağıyor!"... yağsın, yağmalı.
"şeker değiliz ya erimeyiz" ... şeker olsam , erisem. suya karışsam, yola dağılsam. o zaman üstüme basanlar acıtmaz tanelerimi, şimdiden farklı olarak.bırak öyle kalsın. her şey yolunu bulsun. kaderini kendin yazma sevdan bozdu kurulu düzeni. kaldırdın o bardağı dağınık masandan ve bulamıyorsun şimdi hiçbir şeyi. toplamaya çalışmayacaktın odanı.
" Kaplumbağalara dikkat ettin mi hiç? Kafalarını kabuklarından çıkartıp risk aldıklarında ilerleyebiliyorlar…"
kaplumbağa risk aldı çıkardı kafasını dışarı. birkaç adım attı. bir adım daha. yürüdüğüne ianandı ve bir adım daha attı. kaldırıp kafasını baktı geriye , sonra ileriye. tehlikenin geldiğini çok geç fark etti. kaplumbağa risk almamalıydı. kaldırmayacaktın o bardağı yerinden. çıkarmayacaktın kafanı. bakmayacaktın "o"na kaçamak da olsa.
"yağmur yağmıyor artık kapat şemsiyeyi"
"hayır!yağıyor!"... yağsın, yağmalı.
"şeker değiliz ya erimeyiz" ... şeker olsam , erisem. suya karışsam, yola dağılsam. o zaman üstüme basanlar acıtmaz tanelerimi, şimdiden farklı olarak.bırak öyle kalsın. her şey yolunu bulsun. kaderini kendin yazma sevdan bozdu kurulu düzeni. kaldırdın o bardağı dağınık masandan ve bulamıyorsun şimdi hiçbir şeyi. toplamaya çalışmayacaktın odanı.
" Kaplumbağalara dikkat ettin mi hiç? Kafalarını kabuklarından çıkartıp risk aldıklarında ilerleyebiliyorlar…"
kaplumbağa risk aldı çıkardı kafasını dışarı. birkaç adım attı. bir adım daha. yürüdüğüne ianandı ve bir adım daha attı. kaldırıp kafasını baktı geriye , sonra ileriye. tehlikenin geldiğini çok geç fark etti. kaplumbağa risk almamalıydı. kaldırmayacaktın o bardağı yerinden. çıkarmayacaktın kafanı. bakmayacaktın "o"na kaçamak da olsa.
haşa huzurda...
kafanda olasılıkları düşündün. olabilecek ne varsa döktün masaya.seni yıkabilecek ne varsa. sonra o küçük pembe şey parlamaya başladı beyninde. Tünelin başından yaklaşan minik otomobil farları gibipırıl pırıl . ümit. Tanrı ya dua ettin. ya olasılıklar arasında bir de bu varsa?ya geçip gitmek varken yanıbaşından, fark ederse seni?Eskisinden farklı olursa?
1. gün: orada değil, görünmüyor.
2. gün: işte orada!
10. gün: o küçük pembe şey neden küçüldü?otomobil farları da eskisi gibi parlamıyor artık.
20. gün: otomobil yaklaştı. yaklaştıkça ışıkları küçüldü. Güneş tepede yükseldikçe gölge zayıfladı yok oldu. ve evet, 10 olasılık varsa tahmin ettiğin , 9unda haklıydın. haklı çıkmak hiç bu kadar acı olmamıştır.
Elinde, 9unda haklı çıktığın 10 olasılık var. ve sunum yapar gibi konuşuyorsun Tanrı yla. konu, o yanıldığın tek olasılık ve o haklı. yazı tura meselesi değil bu., iki çöpten kısa olanı da çekmedin.
" sana gerçekleri verdim . sen ümid ettin, gerçekleştireceğimi söylemedim. " Tanrı haklı, sonuna kadar hem de.
1. gün: orada değil, görünmüyor.
2. gün: işte orada!
10. gün: o küçük pembe şey neden küçüldü?otomobil farları da eskisi gibi parlamıyor artık.
20. gün: otomobil yaklaştı. yaklaştıkça ışıkları küçüldü. Güneş tepede yükseldikçe gölge zayıfladı yok oldu. ve evet, 10 olasılık varsa tahmin ettiğin , 9unda haklıydın. haklı çıkmak hiç bu kadar acı olmamıştır.
Elinde, 9unda haklı çıktığın 10 olasılık var. ve sunum yapar gibi konuşuyorsun Tanrı yla. konu, o yanıldığın tek olasılık ve o haklı. yazı tura meselesi değil bu., iki çöpten kısa olanı da çekmedin.
" sana gerçekleri verdim . sen ümid ettin, gerçekleştireceğimi söylemedim. " Tanrı haklı, sonuna kadar hem de.
"yetkiliyle görüşecektim"
"yetkiliyle görüşmek istiyorum"
"3.kat sağdan dördüncü kapı" diye bir cevap beklerdim soruma. değil bu cevap, herhangi bir cevap bile duyamadım. yetkiliyle görüşecektim...kimse yok muydu?sezon sonu muydu, tatil miydi? telefona sarıldım.
" bir yetkiliyle görüşmeliyim!"
"ölüm erteleme için bire, sevap artırma için ikiye, kısa yoldan zengin olmak için üçe, çocuk sahibi olmak için dörde, evlenebilmek için beşe..." dinledim dinledim, ama değil bu cevap hiçbir cevap gelmedi.
çan sesleriyle içeri girdim."afedersiniz, bir yetkiliyle görüşecektim?"
"anlat yavrum, nerede yanlış yaptın?"
"bunu bana siz söyleyeceksiniz"
"anlayamadım"
"ben anladım. iyi günler"
bir yetkiliyle görüşecektim...nasıl anlatsam?yok, olmaz, kesin bir yetkiliyle görüşmem gerek.
"hey!buraların sahibi benim. dolayısıyla yetkilisi de...söyle bakalım ne yapacaksın beni?"
"acaba içimdeki bu umudu , sevgiyi ya da buna benzer şeyleri sökebilir misiniz yerinden?"
gözleri parlıyor. sanırım aradığım yetkiliyi ve derdimin dermanını buldum. üstü başı kirli olabilir evet, biraz da bakımsız , ama olsun soruma cevap verdi sonunda biri.
uzattığı şaraptan çektim bir fırt.sonra bir tane daha...sonra bir, iki, üç...
"iç şarabı sev güzeli" dedi.
"yok" dedim "ben bir yetkiliyle görüşecektim..."
"3.kat sağdan dördüncü kapı" diye bir cevap beklerdim soruma. değil bu cevap, herhangi bir cevap bile duyamadım. yetkiliyle görüşecektim...kimse yok muydu?sezon sonu muydu, tatil miydi? telefona sarıldım.
" bir yetkiliyle görüşmeliyim!"
"ölüm erteleme için bire, sevap artırma için ikiye, kısa yoldan zengin olmak için üçe, çocuk sahibi olmak için dörde, evlenebilmek için beşe..." dinledim dinledim, ama değil bu cevap hiçbir cevap gelmedi.
çan sesleriyle içeri girdim."afedersiniz, bir yetkiliyle görüşecektim?"
"anlat yavrum, nerede yanlış yaptın?"
"bunu bana siz söyleyeceksiniz"
"anlayamadım"
"ben anladım. iyi günler"
bir yetkiliyle görüşecektim...nasıl anlatsam?yok, olmaz, kesin bir yetkiliyle görüşmem gerek.
"hey!buraların sahibi benim. dolayısıyla yetkilisi de...söyle bakalım ne yapacaksın beni?"
"acaba içimdeki bu umudu , sevgiyi ya da buna benzer şeyleri sökebilir misiniz yerinden?"
gözleri parlıyor. sanırım aradığım yetkiliyi ve derdimin dermanını buldum. üstü başı kirli olabilir evet, biraz da bakımsız , ama olsun soruma cevap verdi sonunda biri.
uzattığı şaraptan çektim bir fırt.sonra bir tane daha...sonra bir, iki, üç...
"iç şarabı sev güzeli" dedi.
"yok" dedim "ben bir yetkiliyle görüşecektim..."
isyan çıktı.patron kazandı
kalem reddediyormuş yazıyı, " bunları yazacaksan, üzgünüm " demiş "sana yardım edemem" .
o da bırakmış yazmayı kalemine boyun eğip.
makine reddetmiş çekmeyi. "ölümsüzleştireceğin an onunkiyse eğer , üzgünüm" demiş
"sana yardım edemem." o da bırakmış elinden makineyi. kulakları vaz geçmiş duymaktan. tıkamışlar kendi kendilerini. " eğer bunları dinleyeceksen..."
"tamam tamam..."deyip kestirip atmış o da kenara. kapatmış müziği.
telefonu grev ilan etmiş. kapatmış kendini, iptal etmiş. "arayacaksan onu..." diye sinirlenmiş
"üzgünüm , sana..." "yardım edemezsin... yok hayır etmezsin..."
elleri kilitlemişler parmakları. gözleri açık kalmış, kurusunlar da gözyaşı üretemesinler diye. burnu bile
diğerlerine uymuş, tek marifeti sızlamaktan ibaretken.hepsi bir olmuş vaz geçirmeye çalışmışlar. kalp bile daha az atar olmuş, destek çıkmış onlara. kan pomplamamış, oksijen yollamamış beyne. beyin de karar almış, kapatmış kendini onlara. " madem yapmıyorsunuz işinizi, tamam..." demiş." saygı duyuyorum. ama siz de bana saygı gösterin ve beni bana bırakın. fazla zorlamayın , kalbinizi kırarım..." dinlememiş, devam etmişler.
sonunda gözler kurumuş , parmaklar kaskatı, göğüs hareketsiz. kalp biraz inatçıymış son ana kadar beklemiş. yalnız, dudaklar biraz yalancıymış, bir tebessüm resmi çizmişler. ele güne ayıp olmasın diye.
o da bırakmış yazmayı kalemine boyun eğip.
makine reddetmiş çekmeyi. "ölümsüzleştireceğin an onunkiyse eğer , üzgünüm" demiş
"sana yardım edemem." o da bırakmış elinden makineyi. kulakları vaz geçmiş duymaktan. tıkamışlar kendi kendilerini. " eğer bunları dinleyeceksen..."
"tamam tamam..."deyip kestirip atmış o da kenara. kapatmış müziği.
telefonu grev ilan etmiş. kapatmış kendini, iptal etmiş. "arayacaksan onu..." diye sinirlenmiş
"üzgünüm , sana..." "yardım edemezsin... yok hayır etmezsin..."
elleri kilitlemişler parmakları. gözleri açık kalmış, kurusunlar da gözyaşı üretemesinler diye. burnu bile
diğerlerine uymuş, tek marifeti sızlamaktan ibaretken.hepsi bir olmuş vaz geçirmeye çalışmışlar. kalp bile daha az atar olmuş, destek çıkmış onlara. kan pomplamamış, oksijen yollamamış beyne. beyin de karar almış, kapatmış kendini onlara. " madem yapmıyorsunuz işinizi, tamam..." demiş." saygı duyuyorum. ama siz de bana saygı gösterin ve beni bana bırakın. fazla zorlamayın , kalbinizi kırarım..." dinlememiş, devam etmişler.
sonunda gözler kurumuş , parmaklar kaskatı, göğüs hareketsiz. kalp biraz inatçıymış son ana kadar beklemiş. yalnız, dudaklar biraz yalancıymış, bir tebessüm resmi çizmişler. ele güne ayıp olmasın diye.
depresyondaki beşer örneği
film dönüyor beynimde.başrol elbette benim. benim geçtiğim yollar önemli, gördüğüm insanlar önemli. etrafıma attığım bakışlar sanatsal. beni görenler anlayabiliyor hemen, benim "o" olduğumu.
filmin en heyecanlı sahnelerinde müzik duyuyorum beynimde: " and you don't seem to understand..." gözümden bir damla yaş akıyor bir eşyaya, bir resme ya da duvara bakarken. aynaya bakarken gülüyorum, fazla içten geliyor bazen kahkaha. tiksinerek bakarken aynadaki aksime, bir de aşağılıyorum onu aynı zamanda. şizofrenik belirtiler..."and you don't seem to understand..." müzik akarken gülüyorum yine. sırıtmanın gösterdiği belirtiler hiçe sayılıyor tarafımdan. sokak ortasında kahkahalara karışıyor hıçkırıklarım. biri de gelip sormuyor be kardeşim "bu esas kızın nesi var acaba?" diye.
müzik duruyor, gözlerimi açıyorum. vızır vızır geçen arabaların ekstradan korna sesleri, kapıyı çalmakta zorlanan baharın sesini bastırıyor. ta uzaktan gazete hışırtısı duyuyorum, ve de bana ait olmayan kahkahaları. daha gerçekçi gibi...
sonra müzik duyuyorum beynimde: " dünya yeniden dönüyor..." film bitiyor, yenisi başlıyor. başrol ben değilim ne geçtiğim yollar önemli , ne gördüğüm insanlar. beni görenler hemencecik unutuyor varlığımı. normale dönüyorum
filmin en heyecanlı sahnelerinde müzik duyuyorum beynimde: " and you don't seem to understand..." gözümden bir damla yaş akıyor bir eşyaya, bir resme ya da duvara bakarken. aynaya bakarken gülüyorum, fazla içten geliyor bazen kahkaha. tiksinerek bakarken aynadaki aksime, bir de aşağılıyorum onu aynı zamanda. şizofrenik belirtiler..."and you don't seem to understand..." müzik akarken gülüyorum yine. sırıtmanın gösterdiği belirtiler hiçe sayılıyor tarafımdan. sokak ortasında kahkahalara karışıyor hıçkırıklarım. biri de gelip sormuyor be kardeşim "bu esas kızın nesi var acaba?" diye.
müzik duruyor, gözlerimi açıyorum. vızır vızır geçen arabaların ekstradan korna sesleri, kapıyı çalmakta zorlanan baharın sesini bastırıyor. ta uzaktan gazete hışırtısı duyuyorum, ve de bana ait olmayan kahkahaları. daha gerçekçi gibi...
sonra müzik duyuyorum beynimde: " dünya yeniden dönüyor..." film bitiyor, yenisi başlıyor. başrol ben değilim ne geçtiğim yollar önemli , ne gördüğüm insanlar. beni görenler hemencecik unutuyor varlığımı. normale dönüyorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)