28 Ekim 2010 Perşembe

yolda yürürken karoların çizgilerine basmamaya çalışmanın psikolojik bir rahatsızlık olduğunu öğrendiğim gün, bu alışkanlığı bıraktım. onun yerine ekolojik döngüye daha saygılı bir tavır sergileyerek yerdeki karınca , örümcek, böcek gibi canlılara basmamaya çalışarak yürümeye çalışıyorum. her ikisinde de boynum eğik gözlerim yerde olmak zorunda.insanlarla göz göze gelmeme de gerek kalmıyor üstelik.
yine ekolojik dengeyi bozmamak adına yere bakarak yürüdüğüm gün uğur böceğiyle karşılaştım. onu ezmemeye çalışırken düşündüm : "onun yerde ne işi var?". uğur böceği dediğin hep birilerinin üstünde olur; ya parmakta, ya saçta,omuzda...sonuçta uğur getirmekle yükümlü değil midir uğur böceği?
ilerlerken bir tanesiyle daha karşılaştım.yine yerde. "hayır" dedim " yerde olmamalı o". elime aldım bir süre baktım. uçtu gitti, bir yaprağa kondu."olmaz" dedim, beğenmedim bunu. yine elime aldım. uğur böceğine uğur getirme yükümlülüğü  çok ağır gelmiş olabilir, üstelik tekrar tekrar elime alarak onu hükümlü hale de getirdim sanırım ki, uçtu gitti yine. ama nereye göremedim. aklıma tahir ile zühre geldi. "sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil"

Hiç yorum yok: