stepping stone diye bir deyiş var( ah siz ve sizin sevgili batılı sevdanız). senin basamağın olmam demek için üretilmiş(n'aber duffy?) ona benzer bir örneklemem var benim. belki de alakası yoktur şimdi tam da bilemedim.
bazı insanlar vardır, siz onların hayatlarındasınızdır. bu noktada hemen aklınıza super mario gelsin istiyorum. çatalı görünmeyen tesisatçı mario.
atlasın zıplasın, onu öldürsün, ötekini kaçırsın, seviye atlasın. evet seviye atlamak=stepping stone. yani...sanırım.
ben mario değilim. hayatım da öyle film gibi önemli, oyun gibi aksiyon dolu değil. sanırım ben super mario'nun oyundaki hakkını kaybetmemesi için bir yerlerden bulup yediği büyüme mantarıyım. olur da mario'yu biri ısırırsa ben yine ortaya çıkar, can kaybetmemesi için onu büyütürüm. mario o mantarı yer, mantar biter. mario küçülür, mantar ortaya çıkar. mario o mantarı yanında taşıyıp, şu işi de birlikte halledelim demez. o mantar ayaklanıp mario'nun yanında maceraya koşmaz. konsol başında hoplayıp zıplayan "player-1" prensesi kurtarmak için mario'yu yönlendirir, mantarı değil. mario'nun işi başından aşkındır, önemli adamdır, herkesin sevgilisi, ladies' man. o kadar işin arasında mantar yemek-önemli ya da değil- bir iştir.mantarın tek işi ise mario tarafından yenmektir.
ve bir gün mario halihazırda büyükken üstelik ateş bile edebiliyorken, düşman ısırığıyla küçülür de mantar arar durur ya. sona gelindiğinde bayrağa atlayıp puan alma sırası gelip çattığında, mantarı yememiş haliyle, o minicik haliyle aslında daha yükseğe atlayabileceğini farkeder ya. mantardan vazgeçilen an. daha fazla puana ulaşmanın mantarı yememeğe bağlı olduğu karar anı. ve "player-1" mantarı umursamaz, mario mantarı yemez.
o hikayedeki mal engin günaydınsa, bu hikayedeki mantar da benim. bazılarını gerektiğinde büyütürken, bazılarının kafasını açarım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder