gözlerini açtığında balkondaydın. az önce seviştiğin adam yanında. seviştiğin değil pardon, sevdiğin. o sırada o başkasını sevmekle meşguldü nasıl unutursun. ama o başkası yoktu, diğeri de yoktu. sen vardın, gözünü sana dikmiş ama aslında sana bakmıyor. herkes gitti mi dedin. cevap dahi vermedi. sen yok musun acaba. seni göremeyecek kadar mı yoksun. başkasını severken o, sen de onu severken, balkonda neden sevişiyorsunuz ki bu arada siz? benim çirkin bir kadınla seviştiğimi gördün mü sen diye soruyor sevdiğine. ona yapılan iltifatta sen neden gülümsemiştin? sen de o yataktaydın evet. bu da o cümleden pay çıkarmana sebep oldu. falan filan. ama az önce ben demedim mi seviştiğin değil sevdiğin adam diye. üstüne basmadım mı, altını çizmedim mi. yanından bile geçemedim demek ki hala gülümsüyorsun.
istediğin kitabı verdi sana, al da oku bakalım. o kitap sana bir bekarete mal oldu. ne kadar yaşlanmışsın görmeyeli dedin. ne oldu, seni sevmemesine mi bozuldun da bir anda yaşlandı gözünde. sen yok musun? kâle bile almıyor seni zira. o kadar mı yoksun.
şu güzel kıza bak, yetiştin evet onla beraber yürüyorsun. ama bak dediğimde bakmadın sanırım ki yanında yürüme cesareti gösterebiliyorsun. yakaladın mı sana bakışını? tiksiniyor ama elinden bir şey gelmiyor gibi. uzaklaştıramıyor seni, nereden torpillisin?
garip erkeksi bir yürüyüş, tuhaf giysiler. sen neden bu kadar yoksun?
rüya olduğunu anlaman bile bir-iki dakikanı aldı. baştan bir düşün bakalım nasıl bir şey gördün? hiç değişik bir şey yapmadın değil mi ya da yaptın da değişiklik olarak görülmedi. o kadar yoktun. nasıl durağanlaştıysan, hayattan çıktıysan artık, rüyalarında bile figüransın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder