-mayıstos 35- tarihli yazımdan:
"bazı insanlar(“ben değil bir arkadaşımın başına gelmiş” anlatımı) sevilmeyi o kadar çok ister ki sevilmek için her türlü şaklabanlığı yapar. misal kedi. bazı insanlar mı demiştim? kedidir kedi. en azından benim kedim seveyim diye kendini beğendirmek için bir süreliğine ısırmıyor mesela. işi bağlamadan önce ilgili erkek ayağına yatan müstakbel sevgili gibi bir nevi.
işte ben bir süre önce böyle biri olduğumu farkettim. evet kendimden ödün vermedim ama yani ne bileyim nasıl olduysa öyle de sevileyim istemişim. sevilmediğimi, ya da çalıştığımın karşılığını tam randımanıyla alamadığımı fark edene kadar en azından, değerli falan sanmışım kendimi. insan denilen şey çok ilginç yahu.
itiraf edin siz de değerinizin bilinmediğini söyleyip duruyorsunuzdur. siz arkadaşlarınız için çok fedakarlıklar yapmışsınızdır ama aynı değeri görememişsinizdir. hele de bunu sizinle aynı kaderi paylaşan biriyle paylaştıysanız kesin arkadaşlarınızın götünün kalktığını falan söylemiştir. bütüüün bunlar “geç gelen ergenlik” sendromu ya da “hiç geçmedi ki bu ergenlik” sendromuna bağlanabilir.ancak;
bir de bu hissedilen sıcaklık diye bir şey var sonuçta. şimdi siz gözünüzü karartıp,rezil olma olasılığını ve kalkmadıysa bile bu yapacağınız hareketten sonra mutlaka kalkacak olan arkadaş götünü( yanlış anlaşılmasın vücudun bir parçası olarak kullanıyorum bu kelimeyi, yahu ben sana hiç göt der miyim aşkolsun) hiçe sayıp bu probleminizden bahsetseniz, “sen bana benim sana verdiğim değeri vermiyosun” yüzeyselliğindeki altmetni süsleye püsleye oğuz ataydan girip cezmi ersözden çıkıp( ne güzel gidiyoduk cezmi nerden çıktı ) edebi edebi anlatsanız alacağınız cevap aşağı yukarı : “sana öyle geliyor”dur. aşağı yukarı değil de direkt bu cevap geliyorsa bırakın gitsin o arkadaşlık zaten hiç sizin olmamıştır.
hissedilen sıcaklık diyordum, evet. sonuçta arkadaşlığınızı bilimsel ortamda ölçtürseniz ortaya çıkacak olan gerçek değerle, hissedilen değer arasında farklılıklar çıkacaktır. bilimsel değerini de zaten hiçbir zaman tam olarak öğrenemezsiniz, karşı tarafın gerçek düşüncelerini söyleyeceğine güvenebilir misiniz? çok mu septik oldu ki bu? “babana bile güvenmeyeceksin” aris toteles(soyadı kanunundan sonraki ismi,yani bence böyle daha güzel oldu). hissedilen sıcaklık mevsimsel olarak da değişir tabii ki. mevsim akdenizse, eğer arkadaşlığınızın zirvesindeyseniz, çok eğleniyorsanız, “sensiz ben naaparım”lar,”iyi ki varsın”lar havada uçuşuyorsa hissedilen sıcaklık gölgede bile 50derecedir. hatta bazen o kadar sıcak hissedersiniz ki siz bunalırsınız(nemden o nemden). ancak iklim değişir, hissedilen sıcaklık düşer ve ver elini kankalığın hazin sonu(kankalık neymiş ya).ondan sonra artık kimseyle yakın olmayacam kararları alırsınız, ben işime bakarım hacı dersiniz o sizin konuşma tarzınıza bağlı. ama sonuçta bir gün yine biriyle çok sıkıfıkı olacaksınız doğanız bu üzgünüm.
o değil de 25inden sonra da ortaokul çocuğu gibi uzun olan arkadaşın kısa olanın omzuna kolunu atması şeklindeki bir arkadaşlık(havan batsın uzun boy)…yani hiç bilemedim şimdi ben, metafor olarak kullanıldığı takdirde iyi bir şeydir herhalde. ama bu saatten sonra kimseye de o gözle bakamazsınız ki değil mi? ooov çok geç kaldın dostum tüm kankiler (hay allah belanı versin be!) kapıldı. artık ararsınız kadehlerdeki dudak izlerinde. hiç bana bakmayın ben iyiyim. zaten bu benim bi arkadaşa olmuş."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder