yüzleşme...biriyle ya da bir şeyle karşılaşma bir nevi.tesadüfen değil, cesaret göstererek,gösterebilerek.
ilk yıllarda anneyle yüzleşmek.karakterin doğrultusunda boyun eğmeyeceğini kanıtlamak.
sonra babayla yüzleşmek, saygı çerçevesinde.
belki o yıllarda en zoru karanlıkla yüzleşmek, ürkekçe aslan kesilerek terden ıslattığın yatağında.
kaçmamak öğretildi bize. korkularımızla yüzleşmek, direnmek, göze göz dişe diş anlatıldı.öyle bir coştuk ki anlatılanlarla çivi çiviyi söktü dinsizin hakkından imansız geldi.ta ki gerçeğin acı olduğu, acıyı dostun söylediği güne kadar.
"seni sevmiyorum dedi biri gözleriyle, elleriyle. "seni sevmiyorum"u kelimelere dökmeden bağırdı. kapattım gözlerimi, sesini duymamak için, henüz bağırmamışken, dolayısıyla duymadım, haberim yok beni sevmediğinden.
" yok" dedi biri "yok! sana rol yok bu mükemmel oyunda!sende bir defa yetenek..."derken beni baştan aşağı alaycı bakışlarıyla süzen gözleri, yumdum kendiminkileri, duymadım gerisini. gülümseyerek döndüm , arkama bakmaktan korkarak, dolayısıyla bakmayarak.
"sen mi?sen mi çalışmak istiyorsun burada?"diye sordu biri. "dil" isimli tercümanı "elemana ihtiyacımız yok" şeklinde çevirdi tüm bunları.gözlerin lisanından anlamamalıyım ben.Dolayısıyla "burada çalışacak kadar güzel değilsin" i anlamadım.
dört koldan saldırıyor gerçek.koca bir ordu topladı benim yorgun beynime ve onun sakat düşüncelerine karşı.bazen 10 a kadar sayıyor ben önden kaçayım diye. bazen bir bakmışım onar onar saymış. bazen köşe kapmaca oynuyoruz bazen sandalye kapmaca.her defasında açıkta kalıyorum.mızıkçılık bile yapmıyorum.o denli kaçıyorum yüzleşmekten
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder